Tüm Yazılar

Öne çıkan

Latince Dilinin Telaffuzunu Nasıl Öğrenebildik?

Antik Roma’nın dili Latince’nin telaffuz biçiminin, araştırmacılar tarafından incelenişi, kuşkusuz diğer antik uygarlıkların dillerinin telaffuz biçimlerinin nasıl araştırılabileceği konusunda bizlere yol gösterecektir.
Latince’nin telaffuzunu biliyoruz, peki ya nasıl?

1) Romalı Dilbilimcilerin ve Diğer Yazarların Görüşleri
O dönemde (MS 35) Roma’ya bağlı olan Kuzey İspanya’da doğan ünlü hatip Quintilianus, Institutio Oratoria isimli eserinde, “K” harfinin kullanılmasına hiç gerek olmadığını ve “C” harfinin sesletiminin kendinden sonra gelen ünlü harfler için yeterince güçlü olduğunu söylüyor ve ünlü dilbilimci Priscianus(Priscianus Caesariensis) da kendisine katılıyor. Sadece bu dahi, bize C harfinin güçlü sesletimi üzerine fikir veriyor.

Luca della Robbia’nın yapmış olduğu Priscianus kabartması.

O zamanlar adı Cōnstantīnopolis (günümüzde İstanbul) olan Doğu Roma İmparatorluğu başkentinde de Latince dersleri vermiş olan Priscianus’un eseri Institutiones Grammaticae(Temel Dilbilgisi olarak Türkçe’ye çevrilebilir), Orta Çağ’da Latince ders kitabı olarak kullanılmış, bu sayede günümüze kadar ulaşabilmiş. Böylece, böylesi eserlerden Latince dili üzerine çok sayıda sorumuza yanıt bulabiliyoruz.

Institutiones Grammaticae eseri, 1290.

2) Şiir Kalıpları, Antik Kökenbilim Çalışmaları
Horace, Virgil veya Ovid’in şiir ölçülerine göre kafiyelerini inceleyip, hangi hecenin/harfin, geri kalan dizelerle kafiye içerisinde olması için uzun söylenmesi gerektiğini incelemek de bizlere bir fikir verebiliyor.
Antik kökenbilim(etimoloji) çalışmalarına ise verilebilecek pek çok sayıda örnek var.
Antik Yunanca’daki “ἄβῠσσος” kelimesinin yıllar içerisindeki dönüşümüne göz atalım.
Bu sözcük Türkçe’de “dipsiz kuyu” anlamına gelip; Latince’ye “ábussos” olarak, İtalyanca’ya “abisso”, ardından İngilizce’ye “abyssus” olarak geçmiş.
Latince’nin yapıtaşlarından olan Antik Yunanca’dan kelimelerin alınma biçimi ve dönemin Romen dillerine/lehçelerine aktarılış biçimlerini incelemek, bu dilin telaffuzu hakkındaki edinimlerimizde şüphesiz büyük rol oynuyor.

3) Romen Dillerin Gelişimi
Klasik Latince’nin dilbilgisini kullanan halk, Latince grameri çok iyi bilmediği için, Halk Latincesi’nden evrilmiş birçok Romen dili(başlıca olarak İspanyolca, Portekizce, İtalyanca, Fransızca, Rumence) ve o yüzyıllardan kalan lehçeler, bize halkın, gramerini iyi bilmediği Klasik Latince’yi telaffuz etme biçimi hakkında fikir verebiliyor.

Türkçe: O, akşam yemeği yemeden önce pencereleri kapatır.
İngilizce: She always closes the window before she dines / before dining.
Latince: (Ea) semper antequam cenat fenestram claudit.
Fransızca: Elle ferme toujours la fenêtre avant de dîner/souper.
İspanyolca: (Ella) siempre cierra la ventana antes de cenar/comer.
Katalanca: (Ella) sempre tanca/clou la finestra abans de sopar.
Portekizce: (Ela) fecha sempre a janela antes de jantar.
Rumence: Ea închide întotdeauna fereastra înainte de a cina.
Galiçyaca: (Ela) pecha/fecha sempre a fiestra/xanela antes de cear.
Oksitanca: (Ela) barra/tanca sempre/totjorn la fenèstra abans de sopar.

4) Eserlerdeki Yazım Hataları
Volkan patlamasından önce, Pompei şehrinde bir duvar yazısında “hic” kelimesinin halktan biri tarafından “ic” olarak yazılmasından tutun, “adhuc/hostiae” kelimelerinin çoğunlukla “aduc/ostiae” yazılmasına kadar pek çok sayıda örnekten, bir çıkarımda (“h harfi baskın telaffuz edilmemeli ki böyle bir hata yapılsın” gibi) bulunabiliyoruz. Bunun gibi bol sayıda örnek var, “‘Numquam’ yazmak yerine ‘Numqua’ yazılmış, demek ki sondaki ‘m’ harfi telaffuz edilmemeli” diyebiliyoruz.
Latince yazım hatalarından bahsetmişken, “Appendix Probi” eserinin adını geçirmeden olmaz. Bu kıymetli eser, 3. veya 4. yüzyılda yazıldığı tahmin edilen bir yazım yanlışları rehberi.

Appendix Probi eseri, ıslandığından dolayı hasar görmüştür.

Bu eserde, halkın sürekli duyarak öğrendiği(edindiği) Latince’de sıklıkla yaptıkları hataları görebiliyoruz. Duyduklarını yazmayı bilmedikleri için, telaffuz biçimleri hakkında pek çok şey söyleyebiliyoruz.

Kitapta geçen hatalardan 5 tanesi:
CITHARA NON CITERA (CITHARA, “CITERA” DEĞİL)
AVVS NON AVS (AUUS, “AUS” DEĞİL)
MILES NON MILEX (MILES, “MILEX” DEĞİL)
FORMICA NON FVRMICA (FORMICA, “FURMICA” DEĞİL)
CALIDA NON CALDA
(CALIDA, “CALDA” DEĞİL)

Kitabı sesli kitap olarak dinlemek isterseniz, Kostas Katsouranis isimli Youtube kanalının videosuna göz atabilirsiniz. Video başlığında eserin Marcus Valerius Probus‘a atfedildiğini göreceksiniz fakat, bu atıfın asılsız olduğu bilinmektedir. Eserin yazarı hala bilinmiyor.

Aşağıdaki videoyla da, Roma’nın ünlü şairi Virgil’den Aeneis’i okurken adeta yaşayan bir Latince öğretmenine kulak verebilirsiniz.

Sanıldığı Üzere: Yabancı Dil Öğrenmek Bunamayı Önleyebilir Mi?

Yabancı dil öğrenmenin bunamanın en bilindik formlarından biri olan Alzheimer hastalığını önleyebileceğini duymuş olabilirsiniz, lakin bu, sanılanın aksine pek doğru bir önerme olmayabilir. Bu yazımızda bu önerme üzerine yapılan araştırmaları ve sonuçlarını aktaracağız.

Bunamanın yabancı dil öğrenerek önlenebileceği fikri, beyni bir kas olarak görmekten ileri gelmektedir. Bildiğiniz üzere halk arasında beyin üzerine konuşurken çoğunlukla, “beyin jimnastiği yapmak beyni çok geliştirir” veya “zihni zinde tutmak için bulmaca/sudoku/satranç oynamak gerekir” vb. renkli örneklemelerde bulunurlar fakat, asıl olan şudur ki: beyin, bir kas değildir. Kasların aksine, beyin uyuduğumuz veya dinlediğimiz zamanlar dahil HER ZAMAN aktiftir. Bazı kas hücrelerinin ömrü birkaç gün olabilirken, beyin hücreleri ömrümüzün sonuna dek bizimle birliktedirler.

Bilgi: Bunama, normal yaşlanma sürecinin “olmazsa olmazı” değildir ve dünya çapında birçok yetişkin Alzheimer hastalığına veya bir başka çeşit bunamaya yakalanmadan hayatını idame ettirebilmektedir.

Yetişkin bir bireyin beyni ile Alzheimer hastasının beyninin karşılaştırması.

Beyin Kas Değilse, Zihin Egzersizleri Ne İşe Yarar?

İnternette her ne kadar “daha güçlü bir beyin” vadeden zihin egzersizi/beyin jimnastiği bulunsa da, araştırma bu beyin jimnastiklerinin spesifik bir egzersizde ilerlemeyi sağladığını, geriye kalan diğer yetenekleri geliştirmediğini ortaya koyuyor. “Örüntü algılama egzersizleri yaparak, sadece örüntülerde iyileşilebileceği”, veya “bulmaca çözerek sadece bulmacalarda daha başarılı olunabileceği” gibi.

Yabancı dil öğrenmek bunamayı önlemese de, kuşkusuz bilişsel yetenekler geliştirilmesini sağlayacaktır ve buna dair en iyi kanıt, çiftdilli veya çokdilli olan insanlarla yapılan araştırmalardan gelir. Araştırmalar, çokdilli insanların seçici dikkat(selective attention) ve çoklu görev(multitasking) testlerinde, tek dil konuşmacısı insanlara göre daha yüksek performans elde ettiğini ortaya koyuyor! Buradan da çokdilli insanların bilişsel yeteneklerinin daha kuvvetli olabileceği sonucuna varıyoruz. Aşağıdaki görsel üzerinden çiftdilli bir bireyin beyni ile tekdilli bir bireyin beyin taraması sonuçları arasındaki farkı görebilirsiniz.

Bilgi: Çiftdillilik çoğunlukla, evde veya ilkokulda iki dile maruz kalınmasıyla ortaya çıkar. Sadece çocuklukta olmayacağı gibi, yetişkinlik çağında da çiftdilli olunabilir.

Tek dil konuşmacılarına kıyasla çiftdillilerin beyinlerinin farklı bölgelerinin daha aktif olduğunu belirten bir görsel.

Peki: Bunamayı Önlemese De, Geciktirebilir Mi?

Psikolog Ellen Bialystok ve çalışma arkadaşları, Toronto’daki bir hafıza kliniğinde 184 yetişkinin kayıtları üzerinden yaptıkları bir araştırmada: Tekdilli yetişkinlerin ortalama 71.4 yaşındayken bunama belirtisi gösterdiklerini kaydederken, çiftdilli veya çokdilli yetişkinlerin ise, ortalama 75.5 yaşındayken bunama belirtileri gösterdiğini aktarıyor. Diğerlerine oranla, tekdillilerin 1.5 yıl daha fazla okul geçmişi olmasına rağmen, 4 yıllık bu yaş farkının, tamamıyla dil öğrenim geçmişleriyle alakalı olduğu sonucuna varılmaktadır. Hindistan’da cinsiyet ve meslekler arası farklar dahi gözetilerek yapılan bir başka araştırma ise, yüksek oranda benzer sonuçlanmış. Bunama belirtileri göstermede, 4.5 yıllık bir gecikme!

Bilim dünyası nedenine henüz ulaşamamış da olsa, yabancı diller öğrenmenin en azından bunamayı geciktirilebileceğini biliyoruz. 🌸
Umuyoruz faydalı bir içerik olmuştur, beğendiyseniz paylaşarak katkıda bulunabilirsiniz.
İyi günler, sevgiler!

7 Farklı Dilde Okuma Pratiği Yapabileceğiniz 12 Dosya

The Linguist’s Club tarafından 1966 yılına özel (aylık olarak) yayınlanmış, okurlarına İngilizce öğretme amacıyla hazırlanmış: İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca, İtalyanca, Rusça ve Esperanto dillerinde okuma pratiği yapılabilecek bir çokdillilik gazetesi. 🍀
The Linguist Journal 1966 / İndirme Linki
Yukarı satırdaki linke tıklayarak indirebilirsiniz, iyi okumalar dileriz.

Neden Bazı Ülke İsimleri “-stan” Son Ekiyle Biter? “-stan” Nedir?

Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Tajikistan, Türkmenistan, Pakistan gibi ülkelerin yanı sıra, birçok bölgenin ismine de kendini ekletebilmiş, dünyanın çeşitli dillerinde kalıntıları bulunabilen bir son ek olan, “-stan” ekini inceleyelim.

Bu ekin bilinen en eski kaynağı bizi, dünyanın en eski dillerinden biri olan Sanskrit (Eski Hintçe) diline götürüyor. “Sthāna” kelimesi, Sanskrit dilinde “arpanın yetiştiği yer” anlamına gelmekte. Yapılan göçlerle Eski Farsça’ya da aktarılmasıyla beraber, Eski Farsça’nın bölgeye olan hakimiyetinden dolayı Eski Farsça’dan Avrasya’ya yayıldığı düşünülmektedir. Farsça’da “ana yurt” veya “-n olduğu/bulunduğu yer” anlamına gelen “(estān) ـستان”‎ son eki; Orta Asya, Güney Asya, Kafkasya ve Rusya’daki bazı özerk devletleri isimlendirmek için, çoğunlukla bölgedeki halkın adının sonuna eklenerek kullanılagelmiştir. Zamanla değişim geçirerek, farklı dillerdeki sözcüklerde kullanılmıştır.

Farsça’da “-estan” ekinin kullanımı:
Hindustân (هندوستان‎): İndus nehrinin bulunduğu yer.
Golestân (گلستان‎): Gül bahçesi (gülün olduğu yer).
Rigestân (ریگستان‎): Çöl (kumun bulunduğu yer).
Kabrestân (قبرستان‎): Arapça “kabr” kökü ve Farsça son ek birlikte kullanılınca, “mezarlık” anlamı elde ediliyor.

Farsça dilinde “-stan” ekiyle biten, ülkeler atlası.

Batı’ya Yapılan Göçler Aracılığıyla “-stan” Ekinin Şekillenmesi
Doğu’dan Batı’ya doğru yapılan göçlerde çeşitli milletler, dillerine dair unsurları da beraberinde taşımışlardır. Hint Avrupa dil ailesini konuşan milletler, bu edindikleri kökten (veya son ekten) yola çıkarak yüzyıllardır “sabit duran yeri, (veya) yerleşim yerini” anlatan pek çok işi, oluşu veya durumu tanımlamak için hala “-sta” veya “-stan” eklerini kullanmakta.

İngilizce: “state(ülke)”, “station(istasyon)”, “stay(kalmak)”, “settle(yerleşmek)”, “to stand(ayakta durmak)”, “stop(durmak)”
Latince: “stāre(durmak, bir yerde olmak)”, İtalyanca: “stare”, Portekizce-İspanyolca: “estar(olmak)”.
Rusça: “stan(yerleşim yeri)”
Cermen dillerini de çokça etkilemiş olan bu kelime kökünün Cermen dillerindeki gelişiminin kökenbilimsel takibi:
Eski Yüksek Almanca(Almanca’nın bilinen en eski formu) > stān, stēn > Almanca: stehen(ayakta durmak) > Yidiş Dili: שטיין‎ (şteyn, ayakta durmak).
Eski Nors Dili: stá > İsveççe, Danca, Norveççe: stå.
Eski Saksonca: stān > Günümüz İngilizcesi: stand.
Yunanca: Otobüs durağı anlamına gelen “σταθμός (stathmós)”a kadar dünya çapında pek çok farklı dildeki pek çok sözcüğü etkilediği açıkça görülebilir.

Dil aileleri şeması.

Bu Son Ek, Ülke Adlarında Ne Zaman Kullanmaya Başladı?

Sovyetler Birliği’nin, 30 Nisan 1918’de kurulan Sovyetler Birliği’ne bağlı ilk Türk devleti olan “Türkistan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti”nin isimlendirilişinde bu eke yer verilmesinden sonra, Sovyetler Birliği çatısı altında yeni kurulan diğer milletlerin özerk devletlerine de bu son ekle isimler verilmeye başlandı.

Türkistan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti bayrağı.

Bu özerk devletin kuruluşundan, Sovyetler Birliği’nin çöküşünü takiben başlayan süreçte: Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ın isimleri de bu eki kullanarak şekillenmiştir. Bunlarla beraber, Pakistan ülkesinin adındaki ekin bir istisna olduğunu söylemek gerekir, çünkü bu isimde “pak” kelimesi “temiz, duru” anlamında kullanılmış olup, ismin geri kalanında eyaletleri temsilen baş harfler kullanılmıştır.

Punjab, Afgan, Kaşmir, Sind ve BeluçiSTAN.
*İ harfi, telaffuzu kolaylaştırmak için eklenmiştir.*

Vikipedi, “-stan” ekiyle yazılan ülke ve bölge isimleri sıralaması.

Son Olarak:
Böylesi geniş bir liste, Avrasya’yı teknik olarak “Stanistan” yapabilirken, Batı ülkelerinin de zamanla kendi topraklarını veya başka toprakları isimlendirirken kullanmaya başladıkları bir son ekin olduğunu da unutmamak gerekir: “-land”.
Scotland, Iceland, Ireland, Russland, Finland, Netherlands, Queensland – Avustralya, Newfoundland – Kanada, Sudetenland Çekya, Dubailand gibi.

Bu gibi başka sözcüklerin de araştırmalarını yayınlamamızı isterseniz, yorum sekmesi veya yukarıda bulunan “İletişim” sekmesi üzerinden bize ulaşabilirsiniz. 🌸
Umuyoruz faydalı bir içerik olmuştur, beğendiyseniz paylaşarak katkıda bulunabilirsiniz.
İyi günler, sevgiler!


Yabancı Dilde “Akıcı” Olmak: Akıcılığa Giriş [1/3]

Farklı yorumlara çok açık olan, sınırlarının belirgin bir şekilde çizilemediği fakat görüldüğünde kendini belli eden “akıcılık” üzerine, üç bölümden oluşan bir yazı dizisi ele alalım istedik. Yazımızın ilk bölümünde, hedef dilinizdeki akıcılığa giriş sürecine en etkili şekilde nasıl başlayabileceğinize, kısa ve özet bir anlatımla değindik.

Akıcılık Nedir?
Hedef dilinizi, ana dil olarak konuşan konuşmacılarla: zorlanmadan, detaylı ve derin bir sohbet sürdürebilme becerisidir, akıcılık.
Bu olgu çoğunlukla araba sürmeye benzetilir. Araba sürmeye yeni başlanıldığında; sürücü adayı frene basmaya odaklanır, “vitesi atabildim mi acaba?” gibi düşünceler ve tereddütlere sahip olur. Bu süreç esnasında; sürücü adayı, yoldan gözünü alarak, araba içerisindeki başka bir durumla uğraşır veya aynalara bakmayı unutabilir. İşte bu öğrenim sürecindeki, her şeyin yolunda olup olmadığına dair hissedilen şüphe, akıcılık aşamasında yoktur.
Sürüş öğrenildiğinde: doğrudan, sürülür.

Akıcı Konuşma Yolunda Ezberlemeniz Gereken 5 Konu:
1) Temel İfadeler:
“Adın ne? Nasılsın? Nerelisin? Kaç Yaşındasın?” gibi soruları öğrenip, bu soruların yanıtlarını öğrenmek ve bu cevapları içselleşene kadar tekrarlayarak çalışmak dili yaşamanızın ilk yollarından biridir. Bu soruları kendinize sormakla işe başlayabilirsiniz veya hiç bilmediğiniz birine bu ifadeleri öğreterek, öğrenmeye çalışabilirsiniz.

2) Temel Sıfatlar:
Sıfatı hatırlayalım,
“İsimlerin önüne gelerek isimleri renk, şekil, durum, sayı vb. yönlerden niteleyen veya belirten sözcüklere sıfat (ön ad) denir.”
“Hızlı, eski, kalın, kırık, uzun” gibi kelimeler sıfatlara örneklerdir. Bu sıfatları; kendi kendinizle yaptığınız sohbetlerde, sizi çevreleyen eşyaları veya kişileri tanımlarken kullanarak ve defalarca tekrar ederek aklınıza kazıyabilirsiniz.

3) Temel Edatlar:
Edatı hatırlayalım,
“Kendi başlarına anlamı olmayan, kendisinden önceki sözcüklerle bağıntı kurarak, cümle içinde anlam kazanan sözcüklere edat (ilgeç) denir.”
Üzere, için, gibi, diye, kadar, yalnız gibi kelimeler edatlara örneklerdir. Akıcılığın ikinci aşaması olan, sohbetleri birbirine bağlayabilmek için gerekecek bağlaçlardan önce, hedef dilinize girişte bağlaçlar yerine edatlara odaklanmalısınız.

Olly Richards’ın hazırlamış olduğu 7 İtalyanca edattan oluşan bir görsel.

4) Temel, En Sık Kullanılan Fiiller:
“Gitmek, gelmek, içmek, yemek yemek, uyumak, başlamak” gibi kelimeler temel fiillere verilebilecek örnekler olup, yabancı dilde akıcılık yolunda en elzem konulardandır. Fiilleri pratik yapabilmek için telegrafik konuşmalardan çekinmemelisiniz. Telegrafik konuşmaya bir örnek:
Sen gel. Top oynamak. Sahada.

5) Temel, En Sık Kullanılan Kelimeler:
Hedef dilinizde en çok kullanılan 1000 kelimeyi bulmakla işe başlayabilirsiniz. Hedef diliniz Farsça ise, Google’a “1000 Persian Beginner Words” yazabilirsiniz. “Ev, araba, yemek, tarih, ülke, sanat, üniversite” gibi kelimeleri bilmek ve duyduğunuzda anlayabilecek kadar bu kelimelere aşina olmak, duyduğunuz cümleleri anlayabilmenizi sağlamak için önemlidir.

Başlangıçta, kelimelerin zıt anlamlarını öğrenmek yerine olumsuzluk ekini ve “şey” kelimesini öğrenmeye çalışmanızı tavsiye ederiz. Böylece anlatmayı istediğiniz birçok sıfatı tarif etme yoluna giderek, fazlaca pratik yapabilirsiniz. Bu, dünya çapında birçok çokdilli(polyglot) bireyin uyguladığı, hedef dilinizin her aşamasında işe yarayacak bir adımdır.
Diyelim ki, sadece “dar” kelimesini biliyorsunuz ve “geniş” demeye çalışıyorsunuz.
Durup “geniş” kelimesini zihninizde yoktan var etmeye çalışmak yerine “dar olmayan şey” dahi demeye çalışmak, mesajı karşıdakine taşırken sizin öğrenim mekanizmanıza katkıda bulunacak. Akıcılığın önemli unsurlarından birisinin, “mesajı karşıdakine aktarmak” olduğunu unutmamalısınız.
“Hoparlör” kelimesini unuttuğunuzda da, “müzikleri dinlediğimiz, ses çıkaran şey” demeye çalışmak, bu metotu uygulama yollarından bir diğeridir.

[Yazının devamını en kısa zamanda yükleyeceğiz.
Devamı yüklendiğinde haberdar olmak için abone olabilirsiniz.]

Kedi Miyavlarının Ülkeden Ülkeye Değiştiğini Biliyor Muydunuz?

Paylaşacağımız 2 illüstrasyon üzerinden: 10 farklı ülkenin, 10 farklı şekilde olan “miyav” sesletimine göz atabilirsiniz. Sadece miyav sesinin coğrafyalar arasında farklı taklit edilerek, dillerde yer alma biçimleri dahi; dillerin, düşünce biçimimizde ve özellikle duyduğumuzu yorumlayışımızda ne kadar etkili bir rol oynadığını göstermekte.

Tüm Detaylarıyla: Pandemi Terimleri Sözlüğü (KOVİH-19 veya 2019-nCoV)

Dünya ülkelerini esir alan KOVİH-19 salgını, Dünya Sağlık Örgütü (DHÖ) tarafından “pandemi” olarak tanımlandı ve yaşamlarımızı değiştirmekle birlikte, kendisiyle birlikte pek çok yeni terimi günlük yaşamımıza getirdi.
Bu yazımızda, bu sık kullanılan terimlere değindik.

GENEL TERİMLER
Koronavirüsü: 1968 yılında araştırmacılar, virüsün mikroskopik görünümünü bir taca benzettikleri için, Latince’de “taç” anlamına gelen “corōna” kelimesini, bu virüsün familyasını tanımlamak için kullanmışlar.
KOVİH-19: Bu, virüsün Türkçe karşılığının, kısaltılmış halidir.
KOronarüsHastalığı-2019(tespit tarihi) *¹
WHO veya DSÖ: Dünya Sağlık Örgütü (kısaltma: DHÖ), World Health Organization(kısaltma: WHO).

Koronavirüsünün mikroskop altındaki görünümü.

Sosyal Mesafe: Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını durdurmaya veya yavaşlatmaya yönelik bir dizi ilaç dışı enfeksiyon kontrol eylemidir. Sosyal mesafenin amacı; hastalık taşıyan kişiler, hastalık bulaşma, hastalık ve nihayetinde ölüm oranını en aza indirmek için enfeksiyon taşıyan kişiler ile enfekte olmayan kişiler arasındaki temas olasılığını azaltmaktır. (Vikipedi tanımıdır)
Karantina: Bu kelime yüzlerce yıl önce dini metinlerde 40 günlük orucu tanımlamak için yer alırken; Orta Çağ’da İtalyanlar bu kelimeyi, ülkelerinin limanlarına yaklaşan teknelerin, yolcularda veya teknede salgın hastalıkların olup olmadığından emin olmak için beklenen “40 günlük süreyi” tanımlamak için kullandı. Karantina günümüzde, “hastalığa sahip olan veya olması ihtimali olan kişilerin, toplumdan katı tedbir ve önlemlerle uzak tutulması” olarak tanımlanabilir.
Gönüllü İzolasyon/Tecrit(Self-Isolation): Hastalığın yayılmasını engellemek için, hasta olan veya olmayan bireylerin konakladığı yerden dışarı çıkmaması durumu.
Covidiot: KOVİH-19 pandemisi esnasında, belirgin bir yolla hastalığın daha fazla yayılmasını sağlayan veya yiyecek stoklayarak başkalarını hayati malzemelerden mahrum bırakan kişi.

Bangkok’ta, siparişlerin hazır olmalarını beklerken sosyal mesafeye uyan pizzacı çalışanları.

MEDİKAL VE TIBBİ TERİMLER
Solunum Cihazı/Solutucu/Ventilatör: Solunum borusuna delik açılmadan, maske aracılığıyla solunum desteği sağlayan cihaz.
İzopropil Alkol: Dezenfektanlarda ve temizlik malzemelerinde kullanılan uçucu, subazlı bir alkol.
Respiratör: Teneffüs edilen havayı ısıtmak veya temizlemek için ağız veya buruna geçirilen nefes filtresi.
Virüs: Sadece canlı hücrelere bulaşabilen ve bu yolla kendini çoğaltabilen mikroskopik enfeksiyon organizmalarıdır.
Zatürre(Pnömoni): Akciğer dokusunun iltihaplanması.
Kuluçka(İnkübasyon): Salgınbilimde(epidemiyoloji), canlının patojenik organizmaya, kimsayal maddeye ya da radyasyona maruz kalışı ile  belirgin belirtilerin ve bulguların ortaya çıkması arasında geçen süre.
Zoonoz Hastalık: Hayvandan insana bulaşan hastalıklara “zoonoz hastalık” denir. “Zoon” kelimesi Yunanca’da “hayvan” anlamına gelir.

SALGINBİLİM (EPİDEMİYOLOJİ) TERİMLERİ
Eğriyi Düzleştirmek(Flatten The Curve): Karantina/izolasyon/tecrit, sosyal mesafeye uyma, evde kalma, kişisel hijyene dikkat gibi önlemler sayesinde salgının yayılma hızını düşürmek ve hastalığa yakalanan insan sayısını azaltmaya çalışarak herkesin bir anda hastaneye ihtiyaç duymamasını sağlamak.
Zirve(Peak): Salgının en üst sınıra ulaşması veya rekor düzeye ulaşması hali.
Süper Taşıyıcı:
Belirti taşımayarak hastalığı toplumda yaymaya devam eden hastalık taşıyıcılarına verilen genel ad.
Sürü Bağışıklığı: Toplumda yeterli sayıda insanın, herhangi bir enfeksiyona karşı topluca bağışıklı olması hali.
Filyasyon: Bulaşıcı hastalıklarda yapılan “hastalığın kaynağını bulma” üzerine çalışmalar.

Doom-Scrolling: Pandemi esnasında telefonu elden düşürmeyerek, sosyal medya üzerinden gündemi sürekli takip etmeye çalışma eylemi.

KAVRAM KARIŞIKLIKLARI
Dezenfektan: İnsanlarda hastalık yapma özelliği olan mikropları uzaklaştırma işlemidir. Dezenfeksiyon işleminde kullanılan ve genellikle kimyasal içerikli maddelere de “dezenfektan” denir. Fransızca “désinfection” kelimesinden dilimize geçmiştir.
Antiseptik: Canlı dokuların üzerindeki veya içindeki mikroorganizmaları, genellikle kimyasal maddeler kullanılarak ortadan kaldırmaya yönelik uygulamalardır. Antisepsi amacı ile kullanılan kimyasal maddelere “antiseptik” adı verilir.
Doktor antiseptik ile ellerini, dezenfektan ile aletlerini temizler.

Epidemi: Bir bölgede, bir grup insanda veya bir toplumda bir salgın hastalığın görülmesi anlamına gelir.
Pandemi: Bölgeler ve gruplar üstü, birkaç ülkenin veya dünyanın tamamını etkisi altına alan salgına “pandemi” denir.
Vietnam’da 2019’da sıkça görülen kızamık, bir epidemi olup: dünyanın tamamına yayılmayarak pandemiye dönüşmemiştir.

YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER
Bulaş: “Bulaşmak” fiilinin mastarsız halidir ve isim olarak kullanılması doğru değildir. O yüzden “bulaş” kelimesi yerine “bulaşma” gayet yeterlidir.

Türkiye’de bu hastalık, medyada ve resmi yazışmalarda KOVID-19 olarak kullanılmaktadır, lakin; Corona’yı Latince okunuşu gibi “Korona” diye çevirip son harfini “disease(hastalık)” olarak bırakmanın doğru olmayacağını düşündük, bu yüzden yazımızda KOVİH-19 demeyi tercih ettik. Evrensel olarak kullanılan COVID-19 kullanımı da, KOVİH-19 da gayet doğrudur diye düşünüyoruz.

Yazımızda değinmediğimiz veya düzeltilmesi gereken bir kısım veya terim varsa, bize ulaşmaktan çekinmeyiniz. 🌼
Umuyoruz faydalı bir içerik olmuştur, beğendiyseniz dilediğiniz gibi paylaşabilirsiniz.
Sağlıklı günler, sevgiler!

Genel Hatlarıyla: Yabancı Dil Nasıl Öğrenilir?

Öncelikle, bilmeniz gereken bir şey varsa;
o da “edinme” ve “öğrenme”
terimleri arasındaki farktır.

Edinme: Sürecin farkında olmadan dili içselleştirmeniz veya sıradanlaştırmanızdır. Edinmeyi, çocukların ana dillerini öğrenme süreci olarak düşünebilirsiniz.
Anlam odaklı etkileşim aracılığıyla edinme sürecinde, “anlamaya” odaklanılır ve dilbilgisine odaklanılmaz.
Öğrenme: Kuralların ana hatlarını oluşturduğu, bilinçli bir süreçle hedef dilinize alışmaktır. Dil kurslarına gitmeniz, “öğrenme” sürecini başlattığınız anlamına gelebilir.
Öncelikli olarak dilbilgisine, daha sonra anlama odaklanılır.

1) Dil öğrenme hedefleri belirleyin.
Yapılan pek çok araştırma gösteriyor ki, dil öğrenme sürecinde hedef belirleyen bireyler başarıya ulaşmada geri kalanlara göre daha yüksek bir orana sahip.
Özgül(Spesifik) Hedefler:
Kaç dakika çalışacağınızı planlamaktansa, neye çalışacağınızı belirleyin.
“Bu hafta 40 Fransızca hukuk terimi öğreneceğim.”
Kısa Zamanlı Hedefler:
Nihai bir hedefe sahip olmak güzeldir(‘İspanyolca’yı 1 yılda öğreneceğim’ gibi), ama böylesi uzun hedefler sizi günlük yaşamınızda motive edemeyebilir. Her haftanıza, ayınıza; nihai hedefinizin bir kısmında yapmanız gerekeni sığdırın.
“Bu hafta İspanyolca sayılar konusunu bitireceğim.”
Kendinizle Yarışmak:
“Pazar günü gece 10’a kadar 30-50 arası Çince kelime öğreneceğim” demek, sizi en az 30 kelime öğrenmeniz, en fazla da 50 kelime öğrenmeniz sonucunda mutlu edecek bir hedef seçimidir.
Hedeflerinizi Yazın:
Vaktinizi çokça geçirdiğiniz odaların en görünür yerlerine, hedeflerinizi asın ve girip çıktıkça onlara maruz kalın.

Diller üzerine bir takip defteri.

2) Doğru Kelimeleri Öğrenin.
Diller, onbinlerce veya yüzbinlerce kelimeden oluşuyor. Lakin bir dilde akıcı veya yetkin olabilmek için bu seviyede kelime bilmenize gerek yok. “En çok kullanılan 1000 kelime” listelerine çalışmak en mantıklısı olabilir. Çünkü 1000 kelime günlük yaşamın yaklaşık %85’ini oluşturuyor.
Yeni bir dile başlarken, en çok kullanılan 1000 kelime gibi listelere odaklanırsanız, anlama becerileriniz şaşırtıcı biçimde artacaktır. Tavsiyedir. 🍀
Memrise, Anki gibi uygulamalar kullanarak bilmeniz gereken bütün kelimeleri öğrenebilirsiniz. Memrise kullanma rehberimiz için ise buraya tıklayabilirsiniz.

3) Akıllıca Çalışın.
Kelime kartları dil öğrenim sürecinizde işinize çok yarayacaktır. Barış Özcan’ın Kelime Kavanozu videosundaki uygulamayı, hayatınıza katmanızı öneririz.

4) Günlük Yaşamınızda Hedef Dilinizi Kullanmaya Başlayın.
Dile yeni başladığınızda bunu yapmak zor görünebilir ama, bildiğiniz kalıpların veya kelimelerin günlük yaşamda karşılığını bulmak, o kelimeleri zamanla aklınıza kazımanıza yardımcı olacaktır.

YouTube’da:
Hedef dilinizi konuşup, sizin ilgi alanlarınızda video çeken kanalları bulun ve YouTube’a üye olarak kanalınızdaki ana sayfayı bu gibi videolarla doldurun. Hedef diliniz Almanca ise ve siz de mühendislik alanıyla ilgileniyorsanız, YouTube anasayfanızı bu alandaki Almanca içeriklerle doldurmaya odaklanın, uzun vadede inanılmaz katkısı olacaktır. 🌼
Bu videolardaki veya çeşitli radyo programlarında konuşulanları anlayamayabilirsiniz ama bu yolla, hedef dilinizin:
-Ses uyumunu kulağınıza alıştırabilir,
-Öğreneceğiniz sık kullanılan kelimeleri cümleler içerisinde duyabilir,
-Tonlamalar
gibi birçok konuyu daha farkında olmadan edinebiliirsiniz.

Ücretsiz Duolingo uygulaması ile dil öğrenerek, sürecin takibini defterle yapmak, şahane olacaktır!

5) Hedef Dilinizi Konuşan İnsanlarla İletişim Kurun.
Lisanlar Topluluğu olarak oluşturduğumuz, ücretsiz Telegram pratik gruplarımıza katılarak hedef dilinizi konuşmaya çalışan diğer insanlarla iletişimde kalabilirsiniz. {Buraya tıklayınız.]
Cambly, italki, Rosetta Stone vb. uygulamalar aracılığıyla da hedef dilinizi, ana dil konuşmacılarıyla konuşarak geliştirebilirsiniz.

6) Hedef Dilinizin Konuşmacılarının Kültürlerini, Yaşam Biçimlerini Öğrenin.
Bir dili anlamak, kağıt üzerinde yazan bütün sözcükleri anlamaktan ibaret değildir elbette. Bu yüzden, hedef dilinizin konuşmacılarının; kültürleri, yaşam biçimleri, tarihleri, inanışları hakkında bilgi edinmek çok önemlidir. Bu bilgi toplama sürecini Türkçe üzerinden de halledebilirsiniz.

7) Kendinizle Sohbet Edin.
Bu yöntem, birçok çokdilli(poliglot) bireyin tercih ettiği bir uygulama biçimidir. Kendi kendinize adres sorup, tarif etmekten tutun: pasta tarifi vermekten, plaka kodu söylemeye kadar pek çok değişken yaratabilirsiniz. Kendinize ne yaptığınızı, ne yapacağınızı sormakla işe başlayabilirsiniz. Bu süreçte telaffuza takılırsanız eğer Forvo üzerinden telaffuzunuza çalışabilirsiniz.

Özetle: Hedef diliniz aracılığıyla, ilgilendiğiniz alanlardaki içeriklere kendinizi sık ve düzenli olarak “giri”ye maruz bırakmak.

*giri: veri/bilgi girişi. (eş anlam: girdi, ingilizce: input)

Umuyoruz yararlı bir içerik olmuştur,
beğendiyseniz paylaşarak katkıda bulunabilirsiniz.
Sevgiler!

68 Dil Konuşup, Yazabilmek: Bir Dahinin Yaşamı

Öldüğü vakte kadar toplamda 111 dil ve lehçe üzerinde meşgul olduğu, kardeşinin torunu olan Prof. Dr. Eckhard Hoffmann tarafından anlatılıyor. Alman diplomasisine “lisan dehası” olarak adını altın harflerle yazdırmış olan bu dehanın yaşamına bir göz atalım.

1867 yılında bir marangozun oğlu olarak, dönemin Almanya toprağı, günümüz Polonya’sında doğan Emil Krebs; lise müfredatındaki Latince, Fransızca, İbranice ve Eski Yunanca dillerini öğrenmekle kalmayıp, yaşı 20’ye gelene kadar Modern Yunanca, İngilizce, İtalyanca, ardından İspanyolca, Rusça, Lehçe, Arapça ve Türkçe’yi öğreniyor.

Breslau Üniversitesi’nde Teoloji üzerine kısa süren bir ders aldıktan sonra, ana lisans olarak Berlin Üniversitesi’nde Hukuk okumaya başlıyor. O zamanlar fakültesinde yeni başlayan Oryantal(Doğuya Yönelik) araştırmalar Krebs’in ilgisini çekiyor ve bu araştırmaları sürdürebilmek için yabancı dil öğrenimini en büyük önceliği haline getiriyor.
1887 yılında, o zamanların en zor dillerinden biri olarak kabul edilen Mandarin Çincesi dersleri görüyor ve 1890’da iyi bir puanla dersi geçiyor. Lakin Prof. Dr. Eckhard Hoffman’ın anlattığına göre, Çince’yi o dönemde “yüksek öğrenim görmüş bir Çinli kadar” iyi öğrenebilmiş.

Emil Krebs’ın diplomatlık yıllarından bir fotoğrafı.

Okuduğu Hukuk bölümünü de ihmal etmeyip, iyi bir puanla bitiren Krebs, Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı’nı da başarıyla geçmiş ve 25 yaşında genç bir mahkeme avukatı olarak, Gottesberg’deki Prusya Kraliyet Mahkemesi’nde çalışmaya başlamış. Avukatlık sürecinde, Berlin Üniversitesi’nin Oryantal Diller bölümünde Türkçe dersleri alan Krebs, 30 Eylül 1893 yılında Beijing’e imparatoriçe tercümanu olarak yollanıyor ve Sinoloji(Çinbilim) kariyeri burada başlıyor.

Almanya ve Çin arasındaki diplomatik ilişkiler Birinci Dünya Savaşı sebebiyle sona erene kadar burada çalışan Krebs, Çince’sini gün geçtikçe geliştiriyor ve akıcılığı sayesinde diplomaside bilinen bir figür olmaya başlıyor. İmparatoriçe Cixi’nin çay sohbeti için sürekli yanına çağırdığı arkadaşı olmakla birlikte Çin’de kaldığı süre içerisinde Mançuca, Tibetçe ve Moğolca dillerini iyi bir seviyeye kadar öğreniyor.

İş harici, insanlarla sadece dil pratiği için görüşmeyi tercih eden Krebs, geceleri sürekli dil çalıştığı için gündüzleri hep uyuyakalmasıyla biliniyormuş.

Peki Bu Kadar Dili Nasıl Öğrenebiliyordu?
Maalesef bu önemli sorunun cevabı hakkında pek fazla bir bilgiye sahip değiliz, özel bir metod kullanıp kullanmadığına dair de hiçbir kesinleşmiş bilgi veya arkasından kalan bir not yok. Sahip olduğu kütüphanesini dil ve dil ailesine göre sınıflandıran ve kategorize eden, okuduğu her kitaptan sonra kitapların özetini çıkaran bu dehanın diller hakkındaki yaklaşımına dair emin olduğumuz tek şey:
Haftanın her gününe, 1 hedef dilini yerleştirerek, kendisini sık ve düzenli olarak hedef diline maruz bıraktığıdır.

Otto von Hentig’in anlattığına göre: Krebs’le bir gün dışarıda kahvaltı ederken, yan masadaki 2 yabancının sohbet ettiği dili anlayamayan Krebs, gittikçe sinirleniyor.
Bir şekilde bunun Ermenice olduğunu fark ediyor ve eve döndüğünde hemen Ermenice kitapları siparişi veriyor. 2. haftanın sonuna kadar Ermenice dilbilgisi çalışıyor, 3. hafta Eski Ermenice’yi araştırıyor, 4. hafta ise konuşma dili üzerine pratikler yaparak 9. haftada Ermenice’de ileri bir seviyeye geliyor.

Kendisiyle tanışan bir Polonyalının anlattığına göre, bir seferinde Swabian selamı olarak bilinen “Leck mich am Arsch(K*çımı Öp)” cümlesini ayaküstü 40 dile çevirmiş.

31 Mart 1930 yılında bir çevirinin ortasında beyin kanaması geçirerek ölen Krebs’in beynini, Vogt Enstitüsü’nden gelen araştırmacılar “nörobilim araştırmaları” için alıyor. 2004 yılında yapılan araştırmanın sonucuna göre, Krebs’in beynindeki “Broca alanı” olarak bilinen ve beynin dil fonksiyonlarından sorumlu olduğu alanda çeşitli sıradışılıklar keşfediliyor. Lakin bu alandaki gelişmişliklerin doğuştan mı olduğu, sonradan mı geliştiği günümüzde hala bilinmiyor.

Tarihin en önemli “yüksek çokdilli(hyper polyglot)” insanlarından birinin, keşke çalışma biçimi ve yöntemleri üzerine daha fazla şey bilebilseydik.

Umuyoruz yararlı bir içerik olmuştur,
beğendiyseniz paylaşarak katkıda bulunabilirsiniz.
Sevgiler!

Dünyanın Ortak Dili Projesi: Esperanto’nun Hikayesi

Bu dilin kurucusuna göre Esperanto, “dünya barışının anahtarı”;
Stalin’e göre “tehlike saçan bir dil”, Hitler’e göre “Yahudilerin dünya hakimiyeti kurma aracı”, Amerikan ordusuna göre “tehdit unsuru” olan bir dildi. Peki ya Esperanto dilinin hikayesi nedir?

Dünyanın en fazla konuşmacısına sahip “yapay” dili Esperanto, diğer diller gibi “doğal” bir süreçten geçmemiştir, tam aksine, “tasarlanmıştır”.
Polonyalı bir göz doktoru ve yazar olan Ludwik Lejzer Zamenhof, 1887 yılında yayınladığı “Birinci Kitap” isimli eserle, dünyaya tamamıyla yeni bir dili tanıtıyor.
Dilin adından bahsetmediği gibi, bir de yazar olarak takma ad kullandı: “Doktoro Esperanto”. Bu kitapta yazan bu yeni dili öğrenmeye çalışanlar, bu dile, yazarın takma adındaki “Doktoro”yu atarak, “Esperanto” adını verdiler. Esperanto dilinde bu, “umutlu” anlamına geliyordu.

L. L. Zamenhof

Bu çalışmasındaki amacının, “öğrenmesi kolay ve kültürel tarafsızlığa sahip bir dil aracılığıyla uluslarası iletişimi basitleştirmek” olduğunu belirtiyor Zamenhof. Her ne kadar kültürel tarafsızlığı ön plana çıkarsa da, bu dil, kelime hazinesinin büyük bir çoğunluğunu Almanca, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca ve İngilizce’den aldığı gibi, dünyanın geri kalanının konuştuğu dillerden pek az şey almıştı.

Avrupa’da hızla artan Esperanto öğrencisi ve konuşmacı sayısı, bu dilin hızla yükselmesini sağladı. Hatta; Belçika, Hollanda ve Almanya’nın arasında bulunan Neutral Moresnet isimli 3,5 kilometrelik bölgede: bayrağı, marşı olan Amikejo(Esperanto dilinde “dostluk” demek) adında bir Esperanto devleti dahi kuruldu!

Neutral Moresnet bölgesi, 1920’de Belçika toprağı olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı esnasında ümitsizliğe kapılan bu “dünya dili” hedefi, İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla ve Avrupa’daki yahudi düşmanlığının artmasıyla yerle yeksan oldu. Esperanto konuşmacıları, Nazi kamplarına esir düştüklerinde, gardiyanlara yakalanmadan, birbirlerine bu dili öğretiyor ve pratik yapıyordu. Gardiyanlar bu dilin sesletimini çoğunlukla İtalyanca’ya yorduklarından dolayı, birçok mahkuma bu yüzden zarar gelmedi. Zarar gelmedi diyoruz, çünkü bu dili konuşmaları yasaktı.

Zamenhof’a göre, herkesin aynı “nötr”lükte bir dili konuşması, herkesi eşit kılacaktı. 5 kıtayı temsil eden 5 köşeli yıldıza sahip Esperanto bayrağının, bir de marşı vardı.

Esperanto marşı.

Peki Neden Başarısız Olmuştu?
Aslına bakarsanız, genel kanının aksine, çok da başarısız olmadı. Fakat çok talihsiz zamanda doğduğu için, 20. yüzyıl sınırları içerisinde pek de başarılı olamadı. Milliyetçiliğin en hızlı yükseldiği dönemde böylesi bir dili öne sürmek, tehlikeliydi bile.
Hitler Mein Kampf’da bu dilin ve konuşmacılarının, Yahudi diasporasını bir araya getirmek için çatı görevi gördüğünü söyledi. Stalin başta sıcak baktığı bu dili ve konuşmacılarını Sovyet Esperanto Derneği adı altında resmi olarak tanıyıp, ardından 1937’de ani bir kararla bu dilin konuşmasını yasakladı. Mussolini yönetimindeki İtalya ise, Esperanto’nun İtalyanca’ya olan benzerliğini övünç kaynağı olarak görüp, turizme renk getirmek için Esperanto kitapçıklar dahi kullandı.
Kısacası, dünyanın şekillendiği bir zamanda doğan ve gelişime ihtiyacı olan bu yapay dil, milliyetçilik ve Yahudi düşmanlığı gibi engelleri aşamadı. Ama konuşmacı sayısı gün geçtikçe artıyor ve dil gün geçtikçe, ona sahip çıkanları tarafından zenginleştiriliyor.

Günümüzde, Vikipedi üzerinde Yunanca’dan daha fazla içeriği olan Esperanto dilinin kurucusu Zamenhof ise, 14 kez Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi.
İşin tarihsel boyutunu işledik, şimdi dili inceleyelim.

Esperanto Dilini Öğrenmek Kolay Mıdır?

Eğer İngilizce dışında Avrupa’da konuşulan herhangi bir resmi dili de iyi biliyorsanız, sizin için çok kolay olacaktır, zira Esperanto dilbilgisinde hiç bir “istisna” dahi yok.

Örnek vermek gerekirse:
“esti” Esperanto’da “olmak” demektir. Geniş zamana çekimlemek için:
Sondaki “-i” harfini “-as” ile değiştirmemiz gerekli.
Mi estas studento – Ben bir öğrenciyim.
Vi estas studanto – Sen bir öğretmensin.
li/ŝi estas studento – O bir öğretmendir.

Gördüğünüz gibi seçilen sözcükler, İspanyolca konuşan herhangi biri için hatırlaması zor olmayacaktır.

Mi havas krajonon. – Bir kalemim var.
Vi havas krajonon. – Bir kalemin var.
Li/Ŝi havas krajonon. – Onun bir kalemi var.
Geçmiş zamana çekimlemek için ise, “-i” yerine “-is” geliyor.
Mi havis krajonon. – Bir kalemim vardı.
Li/Ŝi estis instruistino. – O bir öğretmendi.

Ufak bir not düşelim: İngilizce’deki gibi, düzensiz fiil listesi ezberlemeye gerek yok, çünkü düzensiz bir fiil yok. Bununla beraber,

Cümlenizi gelecek zamana çekimlemek istiyorsanız fiilin sonuna “-os” ekliyorsunuz:
Mi havos aŭton. – Bir arabam olacak.
Ŝi havos tempon. – Onun vakti olacak.
Koşullu cümleler kurmak içinse fiili “-us” olarak çekimlemeniz gerekecek.
Mi naĝus, sed ĝi ventas. – Yüzerdim ama, hava rüzgarlı.
Ŝi venos, sed pluvas. – Gelirdi ama, yağmur yağıyor.

Özetlemek gerekirse:
Eğer yukarıda bahsetmiş olduğumuz gibi İngilizce veya bir resmi Avrupa dili konuşuyorsanız, tüm fiil ve isim formları da dahil olmak üzere Esperanto’nın tüm dilbilgisini birkaç hafta içerisinde öğrenebilirsiniz. Eğer bu dilleri bilmiyorsanız da, aşağıda belirteceğimiz kaynaklardan sadece Türkçe’yi kullanarak bu dili kendinize öğretebilirsiniz.

Dünyada Esperanto Konuşan Kaç Kişi Var?

Tahmin etmesi zor da olsa; iyi seviyede olan 300.000 kadar konuşmacı, bir seviyeye kadar öğrenmiş olan yaklaşık 2 milyon kadar insan olduğu öngörülmekte.

Esperanto Ölmek Üzere Olan Bir Dil Mi?

Hayır! Katiyen, dünyada gittikçe artan bir sayıda aktif konuşmacısı var. Esperanto buluşmaları veya çevrimiçi sohbetleri aracılığıyla, birçok insan bu dili pratik yaparak hayatta tutmakta ve gün geçtikçe geliştirmekte.

Esperanto Öğrenmek Bir İşe Yarar Mı?

Hem evet, hem de hayır. Çünkü bu dil yapay bir dil ve konuşmacı sayısı, bu dili öğretmeyi meslek edinen veya bu dili çok seven insanlarla sınırlı. Ama bu dildeki serüveniniz bambaşka olacaktır çünkü, ayak serçe parmağınızı çarpabileceğiniz hiçbir engel, hiçbir istisna yok.

Nasıl Öğrenebilirim?

  1. Esperanto için günümüzdeki en iyi kaynak, Duolingo uygulaması. Duolingo’da Esperanto ağacını bitirene kadar çalışmanız sizi epey iyi bir seviyeye getirecektir.
  2. Esperanto’ya giriş için şuradaki 2 önemli videoyu izlemenizi öneriyoruz.
  3. Mert AKÇA isimli Youtube kanalının paylaştığı 4 videoya, buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
  4. Nomuli isimli Youtube kanalının paylaştığı 15 video, işinize yarayabilir.
  5. “Duolingo Esperanto Learners” isimli Facebook grubuna üye olabilir ve oradaki gönderileri takip edebilirsiniz.
  6. İngilizce biliyorsanız, buradaki iyi hazırlanmış 13 videoya göz atabilirsiniz.

Umuyoruz yararlı bir içerik olmuştur,
beğendiyseniz paylaşarak katkıda bulunabilirsiniz.
Sevgiler!